Merve Ünsal, obruklara ilk olarak insansız hava araçlarının çektiği o büyüleyici ama mesafeli, dikeygörüntüler üzerinden yaklaştığını anlatıyor. Ancak onun için asıl mesele, bu felaket sahnelerinin görsel estetiğinden sıyrılıp sesin ve bedenin sorusuna odaklanmak olmuş: Obruk nasıl duyulur?
"Çukuru dinlemek bir kere ne demek? Çöküşü dinlemekle ilgili sanki, diye düşünmeye başladım."
Konya ovalarındaki su krizinden Güney Kore'deki altyapı bakımsızlığına kadar uzanan obruk, aslında iklim krizinin ve bakım emeğinin görünmezliğinin ortak bir kategorisi. Oluşum anını izleyemediğimiz, sadece sonucuna ve "bitişine" baktığımız bu yapılar, onu hem estetik hem ekolojik olarak son derece tekinsiz kılıyor.
Üç Zamansallık, Bir Arada
Merve Ünsal’ın besteci Elif Gülin Soğuksu ile birlikte geliştirdiği Obruk'un Söz Dizimi adlı ses kompozisyonu, tam da bu çöküşün zamansallığına odaklanıyor. Yapıt bir obruğun öncesini, anını ve sonrasını aynı anda duyup duyamayacağımızın peşine düşüyor.
"Çöküş anı da hem bir an hem onlarca belki de yüzyılların bir araya gelmesi demek. Ama hepimiz biliyoruz o çöküşün hiçbir zaman anlık bir çöküş olmadığını."
Saha kayıtları, titreşimler, nefes ve uğultudan süzülen bu ses kompozisyonu yeryüzünün bir enstrümana dönüştüğü o imgeyi hatırlatıyor: İnsan ağzını açıp ses çıkarmasıgibi, obruk da aslında dünyanın ağzını açmasıdır.
Hafriyatçı Bakışın Dışında
Merve, obrukları drone görüntüsüyle kaydetmeme kararını özellikle vurguluyor. Çünkü toprağı sömüren ve derinlemesine açan o zihniyetle, gökyüzünden bakan o dik havadan perspektifin (yani hafriyatçı bakışın) aynı kaynaktan beslendiğini düşünüyor. Görüntüyü reddettiğinde ise geriye bedenin sınırları kalıyor: Yürümek, dokunmak ve kulağa yakın mikrofon teknikleri.
Türkiye coğrafyasında deprem araştırmalarıyla özdeşleşen ve bambaşka bir felaketi çağrıştıran jeofon (yer dinleme mikrofonu) aracını ise kasıtlı olarak kullanmıyor:
"Özellikle Türkiye coğrafyasında o araç bambaşka bir felaketle ilgili bir duyumsama aracı. Jeofon kullanmamak gerekiyor."
Failliğin Kaygan Zemini ve Yoldaşlık
Obruğa Konya'da bir çiftçinin bakışı ile dışarıdan, medya ve sanat aracılığıyla bakmak arasındaki mesafeyi örtbas etmiyor Merve Ünsal. Aksine, kendi bedensel zamanıyla obruk zamanını çarpıştırarak bir senkronizasyon alanı açıyor. Bu yüzden ses kompozisyonunun içine kendi nefesini, tıkırtısını ve mikrofon sesini de gizlemeden yerleştiriyor.
Gülce Özkara ve Arda Küçükada ile yürütülen ortak çalışmalar,400 videoluk o kolektif obruk görsel arşivi de bu araştırmayı bugün ayakta tutan en önemli unsur. Ekolojik kriz karşısında sanatçıların birlikte düşünmesi ve katetmesi gereken bir yol olduğunu söylüyor Merve.
Ekoton’un ikinci bölümü, ilk bölümün bıraktığı o hassas eşiklerde kalmaya devam etti; ama bu kez yerçekiminden değil, yerin kendi sesinden ve duyulmaya direnen o uzun zamansallıklardan söz etti. Merve Ünsal ile obruğun söz dizimini çözmeye çalıştık!


