Açık Dergi köşesi Ekoton: Sanat ve Ekoloji Üzerine Söyleşiler‘de Nazlı Zaman ve İlksen Mavituna, doğayı sadece bir sahne değil, bir hafıza mekanı ve ana malzeme olarak kullanan sanatçı Alper Aydın ile sanatçının yeryüzünde bıraktığı ayak izlerini, mikro ve makro evrenlerin çarpışmasını konuşuyor; insanın doğayla, doğanın ise insanla kurduğu ilişkiyi ele alıyorlar.
Ekoton’un üçüncü bölümünde tam da programın ismine ve o iki yaşam alanının kesişimindeki yoğun çeşitlilik arayışına kusursuz bir zemin sunan bir konuğumuz vardı: Sanatçı Alper Aydın. Alper Aydın bizi yeryüzünün, taşın ve yabaniliğin hafızası üzerinden "başka türlü nasıl duyumsayabiliriz?" sorusunun peşinden sürükledi.
Odunpazarı Modern Müze’deki Corpus Membratim ve İstanbul Modern’deki Taş Kütüphanesi’nden Kabataş kaldırımlarına sızan Jeo Atlas’a, oradan da Yason Burnu’nun rüzgarında kaybolan Fata Morgana sergisine uzanan karşılaşmalar zinciri, hayal gücünün kapitalizmin ve sistemin kurucu şiddetine karşı nasıl radikal bir sığınak olabileceğini anlatıyor.

Kapitalizmin Vahşeti ve Doğanın Yabaniliği
Alper Aydın, zihninin uzun süredir doğduğu topraklarda, Ordu’da olduğunu anlatıyor. Ancak burayı bir şehir olmaktan ziyade "doğanın ta kendisi" ve yeryüzünün o “vahşi” haline en yakın olunabilecek yerlerden biri olarak tanımlıyor. Karadeniz’de maden aramalarıyla gövde gösterisi yapan kapitalizmin açgözlü ve histerik "vahşeti" ile doğanın kendi ham, sezgisel ve yabani döngüsü arasındaki çelişkiyi doğaçlama bir dille masaya yatırıyor: "Bizler ne kadar çok okuyan, çok düşünen karakterler olsak da üretimimiz bir noktada çok sezgisel ve duyumsamayla ortaya çıkan işler. Bunun da vahşi bir algılama ve anlatma yöntemi olduğunu düşünüyorum. Günün sonunda yarattığınız şey yazılı bir metin değil, bir imge. Yazılar, görseller bir felaketle uçup gidebilir ama bizim yarattığımız bu imgeler zihinde kalacaktır."
"Sistem Hatası, Güncelleyiniz" İktidarın Klostrofobisi
Mardin’de bulunan Dara Antik Kenti’nin 2500 yıllık sarnıç/zindanında yer alan “Sistem Hatası, Güncelleyiniz” isimli yerleştirme sanatçının pratiğinde bambaşka bir kırılmaya işaret ediyor. Yason Burnu’nu saran o beyaz yılanın bu kez bir zindanda bir meleği yutarken tasarlandığı bu iş; politik sıkışmışlığı, kapatılma ve boğulma hissini mekanın zindan hafızasıyla konuşturuyor. Önceki işlerinde insanın doğanın biyolojik bir parçası olduğunu anlatmaya çalışan Aydın, bu kez doğrudan içinde bulunduğumuz sistemin ve ülkenin güncel halet-i ruhiyesinin klostrofobik bir anatomisini karşımıza çıkarıyor.
Karadeniz’in Sularında Boğulan Cennet
Sergileme süreçlerinde yeryüzü sanatının o "bozulmaya ve yok oluşa açıklık" ilkesi Fata Morgana sergisindeki “kayıp” heykelin hikayesine dayanıyor. Hieronymus Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi’ndeki Hayat Çeşmesi formundan ilhamla ve Karadeniz kıyılarına vuran plastik çöplerden üretilen 7 metrelik oheykel, Alper’den öğreniyoruz ki; hammaddesi tamamen serginin 41. gününde çıkan bir fırtınayla parçalanarak sulara karışmış. Denizden gelen plastik atıkların bir doğa olayıyla yine denize dönmesi, arazi sanatının o döngüsel ve sonsuzluk iddiasına kırılganlık katmanını da eklemiş.

Taşla Hemhal Olmak ve Sanata Maruz Kalmak
Programın son dakikalarında, taşın bilgi muhafazası konusundaki rolüne ve Alper’in dünyayı devasa bir taş olarak okuyan yaklaşımına da değindik. İnsanın kendini korumak için eline alacağı ilk şeyin de, o ilk sığındığı mağaranın da taş olduğunu belirten Aydın Taş Kütüphanesi’ndeki obsidyenler ya da milyon yıllık fosil taşlar aracılığıyla taşları konuşturmanın ve yeryüzünün insanla kurduğu o ham iletişimin peşine düşüyor.
Ordu’da Deniz Toprak’la birlikte hayata geçirdikleri bağımsız SİS Konuk Sanatçı Programı’nın ve Taşbaşı Sanat Alanı’nın hikayesiyle sona eren söyleşimiz, sanatı metropol konforunun dışına çıkararak kolektif bir sorumlulukla buluşturmanın yollarını arıyor: "Bu ülkede kötü mimarlığa, kötü şehirleşmeye, kötü yapılaşmaya her an maruz kalıyoruz. Biz de buna karşı insanları sanata maruz bırakarak zihinlerinde iyi şeyler, alternatif alanlar oluşturmaya çalışıyoruz."
Egoların ve iktidar hırslarının o gürültülü dünyasına karşı Ekoton; yeryüzünün taşından, denizin yuttuğu plastiklerden ve sanatın o teslim olmayan yabaniliğinden geçerek, kendi kuytusunda yeryüzüne tutunarak havalanan o hafifliğin peşinden gitmeye devam ediyor.


