Fizan Ekspresi’nden Milat Bülent Kılıç, İran’daki protestoları “dış mihrak” söylemiyle toptan mahkûm eden yaklaşımları ele alırken; gerçek, derin ve tarihsel sorunları görmezden gelerek Molla Rejimi’ne örtük destek veren solcu söylemlerin ahlaki ve politik bir körlüğe dönüştüğünü vurguluyor.
2024 yılı Mayıs'ında, Fransız egemenliğindeki Yeni Kaledeonya’da Fransız politikalarına karşı büyük gösteriler düzenlenmiş ve bu süreçte meydanlarda Azerbaycan bayrakları ve İlham Aliyev’in posterleri kullanılmıştı. Olay, diplomatik krize dönüşmüştü. Azerbaycan, Fransa'nın Ermenistan'a verdiği askeri ve siyasi desteğe misilleme olarak Yeni Kaledeonya’daki muhalefeti beslemişti ve göstericiler Azerbaycan devletine “şükranlarını” ifade ediyorlardı.
Haritadaki yerini bile kolayca bulamayacağımız bu topraklarda olup bitenler, gücü elinde bulunduranların süreçleri kendi lehlerine nasıl manipüle edebileceklerinin bir kanıtı. Evet, ama oradaki öfke, Fransa’nın, seçim sistemiyle oynama, Fransız yerleşimcilerin oy kullanma hakkını genişletme çalışmasından kaynaklanıyordu. Yani gerçek bir sorun üzerine inşa edilmiş bir yönlendirme etkinliğiydi söz konusu olan.
Emperyalizmin, bazen uzun yıllara yayılmış bir çabanın sonucu olarak, bir takım sorunlar icat ettiği de doğrudur. Fakat biliyoruz ki “dış mihrak”lar, çoğunlukla, var olan, halledilmemiş sorunların üzerinden giderler ve bunları derinleştirerek yeni manevra alanları elde ederler.
Son haftalarda İran’da alev alan eylemler sahnesini gözeterek ediyorum bu sözleri. Çünkü Türkiye’de de bu eylemlerin bütünüyle dış güçlerce tezgâhlandığına, onlar tarafından kışkırtıldığına inananlar var.
Açık ki kimsenin İran’ın yakın veya uzak tarihini derinlemesine bilme zorunluğu yok. Herkes sınırlı bilgisiyle bir takım sözler etme ve hatta çözümlemeler yapma hakkına sahiptir. Ama ahlaken bu çerçeveyi böyle, olanca açıklığıyla itiraf etmek koşuluyla… Yani eğer birileri olması gerekenden iddialı bir söylemle karşımıza dikiliyor ise buna itiraz etme hatta kızma hakkına sahibiz. Bu insanlar, söylediklerine üç beş kişi dışında kimsenin kulak asmadığı kişiler değil de, kamunun ne diyecek diye ağzının içine baktığı insanlar ise daha dikkatli, daha ölçülü, daha vicdanlı olmalıdırlar çünkü. Onların tek bir kötü sözü, dalga dalga çoğalarak, yankılanarak gider ve sonunda –sırası gelince- birini, bazen bir ülkeyi yere serer.
Elbette, yandaş medyaların her şeyi bilen çubuklu yorumcularını bütünüyle kenara itiyorum. Ne oldukları yeterince biliniyor. Benim sorunum, kendini sol, demokrat, devrimci, özgürlükçü diye sunan kişilerin değişik mecralardaki yorumlarıyla… Bu solcular, her türden sınıfsal ilişkiyi, sömürüyü bir kenara bırakıp ABD, Avrupa ve İsrail’e karşı Molla Rejimi'ne kayıtsız koşulsuz destek veriyorlar ve en azından okuryazar kamuoyu üzerinde küçümsenmeyecek bir etki üretiyorlar.
Belki dünyanın başka bölgelerinde de gözüken ama Türkiye’de iyiden iyiye doruğa çıkmış bir gaddarlık bu. Cehaleti de barındıran ama kibir, çokbilmişlik hatta küstahlık olarak tezahür eden bir insafsızlık, acımasızlık hali…
Özellikle ABD, İsrail, İngiltere üçlüsü olmak üzere Batılı ülkelerin İran’daki eylemler sürecini provoke etmeye, manipüle etmeye çalıştığı ortada. Ama başta da söylemeye çalıştığım gibi, dünyanın her yerinde kalabalıklar başkaca güçlerce yönlendirilmeye, kışkırtılmaya açıktırlar. Hele de bir yerde sorunlar çözülmeye çözülmeye bir yumak haline gelmişse…
Bu anlamda, İran’ın gerçek sorunlarının listesini yapmak bile bıktırıcı olacaktır. Orta sınıfın ekonomik olarak çöktüğü, işsizliğin, açlığın, güvencesizliğin alıp başını gittiği, her türden hak arayışının kanla, hapisle bastırıldığı, 47 yılda iki büyük savaş atlatmış bir ülkeden söz ediyoruz. Yıllardır pek çok kez farklı nedenlerle ayaklanan ve büyük, kanlı faturalarla susturulan bir halktan söz ediyoruz. Sorunu Rejim’in kendisi çözmüyor, çözmek istemiyor ve hatta çözemez. Halk, ayaklanır. Ama gerçek bir örgütlenme, bir liderlik ve programatik olmadığı için de kolayca manipüle edilir; edilebilir.
Fakat öyledir, öyle olabilecektir diye – hele de sol adına - milyonlarca insanı bir çırpıda Molla rejiminin önünde bırakıp kaçmak doğru bir tutum sayılabilir mi? Bu çokbilmiş kesimler, bu sözde kanaat önderleri, İran’da ezilen, sömürülen, aç bırakılan, ayrımcılığa uğrayan milyonlarca insana çıkış yolu olarak ne öneriyorlar? 'Çin ile Rusya ile bir pakt oluşturun, kendi rejiminize boyun eğin, görün bakın her şey çok güzel olacak' mı demek istiyorlar? Milyonlarca insanın yarım yüzyıldır başına gelenlere bu tür yollarla gözlerimizi kapayarak aslında onları tam da yılanların kucağına atmıyor muyuz? Böyle yaparak bir günah ya da suç işlemiyor muyuz? Düşünülmesi, hesaplaşılması gereken budur. Oysa yapılan, eylemcilerin (kimi iddialara, “araştırma”lara göre) yalnızca %30-35’ine denk düşen monarşi yanlılarına bakıp muhalefetin %70’i dolayındaki büyük çoğunluğunu Amerikancı, İsrailci diyerek gözden çıkarmaktır.
Örneğin geçenlerde, sol bir medya kuruluşunun yorumcularından biri YouTube kanalında öyle akıl almaz yorumlar yapıyordu ki kahrolmamak mümkün değil. “Rejimin 12 bin kişiyi öldürdüğü çirkin bir manipülasyon, bir yalan,” diyordu ve Molla Rejimi’nin yıkılmaması gerektiğini ima ediyordu.
Doğrusu, tam rakamı bilmiyoruz; o günlerde ise daha az bilgi vardı ortada. Ama bu son süreçte 3 bine yakın kişinin öldürüldüğünü kesin olarak biliyoruz. Olayların ilk 15 günü için ölü sayısı en az 3 bin ise bu, günde 200 kişinin öldürüldüğü anlamına gelir. Çağdaş savaşlarda bile bir günde bu kadar insanın ölmediğini açıktır. Öte yandan, İranlı komünistlerden, sosyal demokratlara, Beluçlardan monarşi yanlılarına kadar bütün kesimler bu katliamlarda ölenlerin sayısını gerçekten de 15 bini aşkın olarak ifade ediyor. O halde, kendilerince büyük resmi görenler, 12 bin sayısında emperyalistlerin manipülasyonunu bulanlar, Molla Rejimi’ne zımnen bir destek vererek, özgürlükçülük oynayarak, sözde anti-emperyalist bir tutum mu almış oluyorlar! Kendileri dışındaki herkesi, sayıları milyonları bulan insanları Batı’nın piyonu mu sanıyorlar?
Bana kalırsa, işin şu kısmı bile çok önemli: Bir medya organı çıkıp “Şu an Danimarka’da elektrik ve internet kesik ve Rejim orada büyük bir katliam yapıyor; 7 bin 500 ölü var,” dese, sanıyorum, güleriz; en azından inanmayız. Oysa İran söz konusu olduğunda bu kuşkunun oranı çok çok az oluyor çünkü Molla Rejimi'nin son derece kirli bir sabıkası var. Bu anlamda, İranlı bir yorumcunun çarpıcı ifadesiyle, İran’da bu son protestolara ilişkin düzenlenen katliam eşi benzeri görülmemiş değil, benzeri az bulunur bir katliam… 30 Eylül 2022’de, Beluçistan’da, Cuma namazından çıkan kalabalıklara helikopterlerden ve karadan tanksavar mermileriyle saldırıp birkaç saat içinde 200’e yakın insanı öldürmüş, yaklaşık 300 kişiyi de yaralamış bir rejimden söz ediyoruz. Daha kuruluşunda binlerce insanı idam etmiş, yıllık idam ortalaması 1000’in üzerinde olan bir rejimden söz ediyoruz. En reformist hükümetlerin bile idam sayısı itibariyle ülkeyi her yıl yeni bir rekora götürdüğü İran’dan söz ediyoruz.
Kaldı ki sokaklarda yanı başında katledilen, yakın mesafeden saçmalarla, plastik mermilerle iki gözleri birden kör edilen, cinsel organları hedef alınan insanları görenlerin yaşadığı dehşet duygusu bazen öyle büyüyebilir ki rakamları büyütecek hale bile gelebilir ve bu da anlaşılır bir şeydir. Ama Türkiye’de aydınların, gazetecilerin, yorumcuların bir bölümü bu türden bir empatiden bile yoksun hale gelmiş gözüküyor.
Evet, Kaddafi’den, Saddam’dan, Esad’dan sonra bu liderlerin ülkelerinin başına gelenler ve o ülkelerin sürüklendiği konum içler acısı, hatta korkunç. Olası bir uluslararası müdahaleden ya da bir savaştan sonra İran’ın da benzer bir duruma sürüklenme olasılığı çok yüksek. Molla Rejimi yıkıldıktan sonra, İran iç savaşa sürüklenmez ya da parçalanmaz da tek parça kalabilirse, yerine gelebilecek yönetimin İsrail-ABD yanlısı olma olasılığı çok yüksek. Evet, Suriye’deki Kürtlerin denetiminde tutulan azgın IŞİD’ci militanlar birilerince adeta serbest bırakıldılar ve muhtemelen İran’a karşı kullanılacaklar. Bütün bu olasılıklar, tamam, kabul. Ama sırf bu olasılıklar yüzünden, bu olasılıkların gerçekleşme olasılığını artıracak biçimde, Molla Rejimi karşıtı olduğu kadar monarşi karşıtı, emperyalizm karşıtı olan kesimleri dışlayamayız; onları kendi kaderleriyle baş başa bırakamayız. Bu, solculuk olmaz; gaddarlık, hatta ihanet olur.

