"İklim krizi her geçen gün içinde yaşadığımız dünyayı değiştiriyor"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, Birleşmiş Milletler’in El Niño uyarısından Türkiye’yi etkisi altına alan sıcak hava dalgalarına, Avrupa’nın iklim hedeflerindeki son duruma ve iklim krizinin kahve ile çikolata gibi gündelik tüketim alışkanlıklarımız üzerindeki etkilerine uzanan haftanın öne çıkan iklim gelişmelerini değerlendiriyor.

""
"İklim krizi her geçen gün içinde yaşadığımız dünyayı değiştiriyor"
 

"İklim krizi her geçen gün içinde yaşadığımız dünyayı değiştiriyor"

podcast servisi: iTunes / RSS

İklim Kuşağı Konuşuyor programında bu hafta, Birleşmiş Milletler’in El Niño uyarısından Türkiye’yi etkisi altına alan sıcak hava dalgalarına, Avrupa’nın iklim hedeflerindeki son durumdan iklim krizinin kahve ve çikolata gibi günlük tüketim alışkanlıklarımız üzerindeki etkilerine uzanan gelişmeleri ele alacağız.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, bizim de Apaçık Radyo’da haftalardır üzerinde durduğumuz ve dünya genelinde etkilerini göstermesi beklenen El Niño olayına ilişkin ülkeleri hazırlıklı olmaya çağırarak bunun küresel ölçekte bir “iklim acil durumu” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

El Niño, Pasifik Okyanusu’ndaki deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan doğal bir iklim olayı biliyorsunuz. Ancak bilim insanları, bugün yaşanan El Niño’nun geçmiştekilerden farklı bir ortamda gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Çünkü insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi nedeniyle küresel sıcaklıklar zaten rekor seviyelerde seyrediyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü de önümüzdeki aylarda El Niño koşullarının gelişme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu açıkladı. Kurum, olası bir El Niño’nun kuraklıkları ve aşırı yağışları şiddetlendirebileceğini, sıcak hava dalgalarının riskini artırabileceğini belirtti. Uzmanlar, El Niño’nun tek başına bir felaket olmadığını ancak iklim değişikliğiyle birleştiğinde aşırı hava olaylarını daha yıkıcı hale getirebileceğini vurguluyor.

Bu küresel tabloyu konuşurken, etkilerini Türkiye’de de hissetmeye başladığımızı görüyoruz.

Meteoroloji uzmanları, önümüzdeki günlerde Afrika üzerinden gelen sıcak hava kütlesinin Türkiye’nin büyük bölümünde etkili olacağını belirtiyor. Uzmanlara göre ülkemizde yaşanan sıcaklık artışlarını yalnızca El Niño ile açıklamak doğru değil. Deniz yüzeyi sıcaklıkları, kuraklık koşulları, atmosferik dolaşım sistemleri ve Afrika’dan taşınan sıcak hava dalgaları da sıcaklıkları belirleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Akdeniz Havzası, dünyanın en hızlı ısınan bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle bilim insanları, bu yaz Türkiye’de yeni sıcaklık rekorlarının görülebileceği konusunda da uyarıyor. Önümüzdeki günlerde sıcaklıkların mevsim normallerinin 5 ila 9 derece üzerine çıkması beklenirken, özellikle Ege Bölgesi, İç Anadolu ve Marmara’nın iç kesimlerinde belirgin sıcaklık artışları öngörülüyor. Uzmanlar ayrıca sıcak ve kurak koşulların orman yangını riskini artırabileceğine dikkat çekiyor.

İklim krizinin etkilerini yalnızca hava durumunda değil, ülkelerin iklim politikalarında da görüyoruz. Avrupa Birliği’nin 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 seviyelerine göre en az %55 azaltma hedefi için süre giderek daralıyor. Ancak son değerlendirmeler, Avrupa’nın en büyük  ekonomilerinin önemli bir bölümünün bu hedeflere ulaşmakta zorlanabileceğini gösteriyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya, 2030’a kadar emisyonlarını en az %65 azaltmayı hedefliyor. Ancak ülkenin bağımsız iklim uzmanları, mevcut politikalarla Almanya’nın hedeflerini kaçırma riski bulunduğunu belirtiyor. Özellikle ulaşım ve inşaat sektörlerinden kaynaklanan emisyonlar beklenen hızda düşmüyor.

Fransa, düşük karbonlu elektrik üretiminde Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olmasına rağmen emisyon azaltım hızını artırmak zorunda. İtalya’da kömürden çıkış planının ertelenmesi eleştirilirken, Hollanda’da yenilenebilir enerji yatırımlarına rağmen fosil yakıtlara bağımlılık sürüyor.

Buna karşılık İspanya, Avrupa’nın olumlu örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı yaklaşık %75’e ulaşmış durumda. Uzmanlar, mevcut politikaların devam etmesi halinde İspanya’nın 2030 emisyon azaltım hedefini aşabileceğini belirtiyor.

Avrupa Birliği bir yandan 2040 yılı için %90 emisyon azaltım hedefini kabul ederken, uzmanlar önümüzdeki birkaç yılın kıtanın iklim geleceği açısından kritik olacağını vurguluyor. Avrupa ülkeleri hedeflerine ulaşmakta zorlanırken, benzer bir tablo Türkiye için de geçerli. Uzmanlara göre Türkiye'nin 2053 net sıfır hedefi önemli bir taahhüt olsa da mevcut politikalar hedefe ulaşmak için kesinlikle yeterli görünmüyor.

Peki tüm bu gelişmeler günlük yaşamımızı nasıl etkiliyor? Bu hafta yayınlanan yeni bir haber ile bunu cevaplayabiliriz. İklim krizi uzmanlara göre sofralarımızı ve hatta damak hafızamızı da dönüştürüyor.

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan kuraklıklar, düzensiz yağışlar ve sıcaklık artışları; kahve ve kakao gibi iklim koşullarına duyarlı ürünlerin üretimini giderek zorlaştırıyor. Dünya kakao üretiminin büyük bölümünü sağlayan Batı Afrika ülkelerinde yaşanan iklim kaynaklı sorunlar fiyatların rekor seviyelere ulaşmasına neden olurken, kahve üreticileri de kuraklık ve aşırı sıcaklıklarla mücadele ediyor.

Bilim insanları, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde kahve yetiştiriciliğine uygun alanların önemli ölçüde azalabileceğini belirtiyor. Özellikle dünya kahve tüketiminin büyük bölümünü oluşturan Arabica kahve türü, yüksek sıcaklıklara karşı oldukça hassas kabul ediliyor.

İklim krizinin tarım üzerindeki baskısı büyürken, gıda sektörü de yeni çözümler geliştirmeye çalışıyor. Şirketler artık yalnızca üretimi artırmaya değil, belirli tatları ve aromaları alternatif yöntemlerle yeniden üretmeye odaklanıyor. Biyoteknoloji, hassas fermantasyon ve yapay zekâ destekli gıda teknolojileri sayesinde kahvesiz kahve, kakaosuz çikolata, etsiz et ve sütsüz süt gibi ürünler geliştiriliyor.

Uzmanlara göre alternatif proteinler ve yeni nesil gıda teknolojileri önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaşabilir. Bu dönüşüm, tarımın geleceğinin yalnızca tarlalarda değil, laboratuvarlarda ve biyoreaktörlerde de şekilleneceğine işaret ediyor.

Bu haftaki haber turumuzu bitirmeden önce, iklim krizinin her geçen gün içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmekte olduğunu hatırlatmakta fayda var.

2024 yılı, ölçüm kayıtlarının tutulmaya başlanmasından bu yana küresel olarak en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. Bilim insanları ise son iki yılda yaşanan sıcaklık rekorlarının yalnızca tek bir hava olayıyla açıklanamayacağını, temel nedenin atmosferde birikmeye devam eden sera gazları olduğunu vurguluyor. Karbondioksit emisyonları yüksek seviyelerde kalmayı sürdürürken, dünya ortalama sıcaklığı sanayi öncesi döneme kıyasla giderek daha tehlikeli eşiklere yaklaşıyor.

Uzmanlara göre iklim krizinin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilemez. Aşırı sıcaklıklar halk sağlığını tehdit ediyor, kuraklıklar tarımsal üretimi azaltıyor, seller ve fırtınalar altyapılara zarar veriyor. Bunun yanında sigorta maliyetlerinden gıda fiyatlarına, enerji güvenliğinden göç hareketlerine kadar birçok alan iklim değişikliğinden doğrudan etkileniyor. Alınacak kararlar ve uygulanacak politikalar, önümüzdeki yılların nasıl şekilleneceğini de belirleyecek. Bu nedenle iklim meselesi yalnızca çevrecilerin ya da bilim insanlarının değil; ekonomiden sağlığa, tarımdan kent planlamasına kadar toplumun tamamını ilgilendiren bir konu olmaya devam ediyor.

Haftaya Cuma günü 18:00'de İklim Kuşağı Konuşuyor programında yeniden görüşene dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen çok iyi bakın.