Açık Gazete’de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, İtalya’daki Augusta Limanı’ndan yola çıkan ve 56 gemiyle Akdeniz’de ilerleyen Sumud Filosu’nda yer alan Türkiye Komitesi Kampanya Koordinasyon Grubu Üyesi Görkem Duru ile filonun hedeflerini, artan uluslararası katılımı ve Gazze ablukasını kırmaya yönelik insani yardım ve küresel seferberlik çağrısını ele alıyorlar.
Özdeş Özbay: Evet, Açık Gazete devam ediyor. Şu anda bir konuğumuz var: İtalya’dan yola çıkan tekneler arasında, Sumud Filosu içinde yer alan Görkem Duru bizimle. Kendisi Sumud Filosu Türkiye Komitesi Kampanya Koordinasyon Grubu’ndan, aynı zamanda İşçi Demokrasi Partisi’nden. Merhaba Görkem, günaydın.
Ömer Madra: Merhabalar, günaydın.
Görkem Duru: Günaydın sizlere de, iyi yayınlar.

Ö.Ö.: Evet, bize tekneden bağlanıyorsun. Yolculuk boyunca seni zaman zaman bu şekilde konuk almaya çalışacağız. Dün yola çıktınız, öyle değil mi? Bu da ilk sabahınız oldu herhalde.
G.D.: Evet, dün öğleden sonra saat 14:00’ten itibaren çıkışlar başladı. Önce Barcelona’dan İtalya’nın Augusta Limanı’na gelen gemiler yavaş yavaş yola çıkmaya başladı. Sonrasında İtalya filosu da hareket etti. Şu anda limanda 1-2 gemi kaldı; onların hazırlıkları devam ediyor, onlar da bize katılacak. Şu an 56 gemi olarak yola devam ediyoruz.
Ö.Ö.: Öncelikle şunu sormak istiyorum: Bu ilk Sumud Filosu ile geçen yıl yola çıkan ikinci Sumud Filosu — senin de içinde yer aldığın filo — arasındaki farkları biraz konuşarak başlayabilir miyiz?
G.D.: Tabii ki. Bence en temel fark, filodan ziyade biraz konjonktürle ilgili. Geçtiğimiz yıl filo yola çıkmadan önce, hepimizin hatırlayacağı gibi dünya halklarının ciddi bir seferberliği vardı. Filo da bu seferberliği daha da yükseltmişti. İtalya’da genel grevler, İspanya’da genel grev, Yunanistan ve Brezilya’da liman işçilerinin siyonist varlığa taşınan malları bloke etme eylemleri gerçekleşmişti.
Ancak bu yıl, sözde ateşkes planı bu seferberlikleri bir miktar geriletti; Filistin meselesi gündemde biraz daha geri plana düştü. Bunun üzerine ABD ve Siyonizm’in İran’a yönelik ortak saldırısı, akabinde Siyonizm’in Lübnan’a yönelik işgal girişimi de Filistin’i ikinci, üçüncü plana itmiş gibi görünüyor. Buna rağmen filo, Filistin’i yeniden Orta Doğu’nun birinci gündem maddesi haline getirmek; aynı zamanda bu sahte barış planını ve emperyalist saldırganlığı teşhir etmek amacıyla daha güçlü ve kalabalık bir organizasyon kurmaya çalıştı.
En temel farklardan biri de organizasyon yapısında. Bu yıl farklı filo organizasyonlarının bir araya gelmeye çalıştığını görüyoruz. Küresel Sumud Filosu'nun yanı sıra Thousand Madleens to Gaza ve Özgürlük Filosu gibi toplam yedi organizasyon ortaklaştı. Geçtiğimiz yıl 44 ülkeden katılım varken, bu yıl katılımcı ülke sayısının 80’e yaklaşması bekleniyor. Bu da kampanyayı çok daha uluslararası ve kapsayıcı bir hale getiriyor.
Ayrıca gemi sayısında da ciddi bir artış hedefleniyor. 100 gemi hedefi var ve şu an bir aksilik olmazsa bu hedefe ulaşılabilecek gibi görünüyor.
Ö.M.: Yani dünyadan 100 ülkenin bu eyleme katılacağı anlaşılıyor.
Ö.Ö.: 80 ülkeden 100 civarı tekne.
G.D.: Aynen.
Ö.Ö.: Geçen sefer en büyük çıkışlardan biri tabii Tunus’tan olmuştu. Ancak Tunus’ta bu organizasyonu yapanların durumu pek iyi değil galiba. Biraz bu durumdan bahsedebilir misin? Bu yıl çünkü Tunus yok, değil mi? Avrupa üzerinden çıkışlar yapılıyor.
G.D.: Evet, maalesef geçen yıl Tunus özellikle Schengen’e tabi olmayan ülkeler için önemli bir çıkış noktasıydı çünkü vize sorunlarını çözemeyen pek çok katılımcı oraya yönlendirilmişti. Ancak oradayken de Kais Saied hükümeti bazı zorluklar çıkarmıştı; gemilerin limanları hızlıca terk etmesini sağlamak adına baskılar olmuştu. Hatta İspanya’dan gelen gemiler yarım depo yakıtla çıkmak zorunda kalmıştı.
Akabinde Trump’la bir anlaşma yapıldı. Büyük ihtimalle bu anlaşmanın arka planında, filonun bir daha oradan çıkmasına izin verilmemesi de vardı. Nitekim filonun yürütme komitesi, yaklaşık 2-3 ay önce Tunus’ta limanı ziyaret edip yeniden bir organizasyon mümkün mü diye görüşmeler yapmak istediğinde kolluk güçleri tarafından darp edildi. Ardından Tunus Küresel Sumud Filosu Komitesi’nden 7 kişi tutuklandı. Şu anda ikisi serbest bırakıldı, ancak beş arkadaşımız hâlâ tutuklu. Buradan onların bir an önce özgürlüklerine kavuşması talebini de dile getirmiş olayım.
Bu nedenle bu yıl Tunus’tan çıkış olmayacak. Ancak bunun yerine bir kara ekibi planlanıyor; Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını zorlayacak bir girişim düşünülüyor.
Ö.Ö.: Tabii aslında zaten ilk Sumud kampanyası karadandı. Geçtiğimiz yıl “Sumud karavanı” olarak adlandırılan bu ilk girişimde, Libya’dan araçlarla, otobüslerle Mısır’a; oradan da Refah Sınır Kapısı’na gidilmişti. Ancak orada Mısır yönetimi izin vermemiş, hatta şiddet kullanıldığına da şahit olmuştuk.
Ardından bu kez teknelerle Sumud Filosu devreye girdi. Yani ilk etapta karavan olarak başlayan kampanya, şimdi filoya dönüşmüş durumda. Ama anladığım kadarıyla bu yıl yine karadan da bir hat kurulacak yani karavan da bir şekilde sürecin parçası olacak.
G.D.: Evet, Moritanya’dan hareket etmeyi planlıyorlar. Tunus hükümetinin bu tutumu nedeniyle Tunus’tan çıkışlar oldukça zor görünüyor. Bu yüzden Moritanya’dan yola çıkıp Libya üzerinden Mısır’a geçmeyi, oradan da Refah Sınır Kapısı’nı zorlamayı hedefliyorlar.
Mısır yönetiminin pozisyonunda nasıl bir değişiklik olacağı ya da seferberliklerin Sisi’yi bir geri adım atmaya zorlayıp zorlamayacağı ise mücadelenin seyrini belirleyecek gibi görünüyor çünkü bilindiği üzere bölgede İsrail’in en temel ortaklarından biri Sisi yönetimi.
Ö.Ö.: İspanya’dan gemiler yola çıktı dedin ve sen de İtalya’dan yola çıkan gemilerdesin. Belki Yunanistan, belki başka ülkelerin de dahil olma ihtimali var. Gerçi bu organizasyon bu kez ciddi belirsizliklerle birlikte ilerliyor; tarihler sürekli öne atılıyor. Seninle öncesinden beri konuşuyorduk, irtibat halindeydik. Organizasyon biraz daha zorlaşmış durumda herhalde. Bundan sonrası için nasıl bir beklenti var?
G.D.: Bundan sonrası için şöyle: Barcelona’dan 39 gemi çıkmıştı, İtalya’dan da 25 gemi hareket etti. Ancak Barcelona’dan gelen bazı gemilerde yol aksaklıkları yaşandı; şu anda onların onarımları sürüyor.
Biz buradan Yunanistan’a doğru devam edeceğiz. Yunanistan’dan katılım olma ihtimali var. Akdeniz’in diğer limanlarında da hazırlıklar sürüyor ancak bunlar büyük ölçüde hükümetlerin izin verip vermemesine bağlı olarak netleşecek.
Eğer planlar olumlu şekilde ilerlerse bu kez 80 ve üzeri gemiye ulaşacağız gibi görünüyor. Bu sayı yalnızca küresel Sumud Filosu’na ait gemileri kapsıyor. Eğer Thousand Madleens to Gaza ve diğer organizasyonlarla birleşme sağlanabilir ise 100’ü aşma ihtimali de söz konusu.
Ö.M.: Yani 100'ü aşacak sayıda gemi ve teknenin katılımıyla ablukayı yıkmaya yönelik bir hamle ihtimali de var diyorsun, değil mi?
G.D.: Evet, böyle bir potansiyel var. Tabii ki geçtiğimiz yıla göre hem politik konjonktür daha zorlayıcı, hem de sözde ateşkes sonrası hükümetlerin politikaları biraz daha ikircikli hale geldi. Bu nedenle, Özdeş’in de dediği gibi, planda aksamalar ya da ertelemeler olabiliyor. Ayrıca hava koşulları da oldukça belirleyici. Özellikle Barcelona’dan çıkıp İtalya’ya gelene kadar gemiler birkaç gün zorlu hava şartlarında ilerlemek zorunda kaldı. Şu anda daha elverişli koşullarda yol alıyoruz.
Planlar olumlu ilerlerse yalnızca küresel Sumud Filosu'nun 80 ve üzeri gemiye ulaşma hedefi var. Diğer filoların da katılımıyla bu sayının 100’e çıkması mümkün görünüyor ki bu da ablukayı zorlamak açısından önemli bir sayı.

Ö.Ö.: Bir de galiba bu sefer, ilk Sumud Filosu’ndan farklı olarak çok sayıda sağlık çalışanının katılımı bekleniyordu. Ateşkes öncesinde ilk filo yola çıkarken çok ciddi bir açlık söz konusuydu ve bu nedenle ablukayı kırma çabası açlıkla mücadele açısından da kritik bir rol oynuyordu.
Her ne kadar şu anda göreli bir iyileşmeden söz edilse de Gazze’de durumun hâlâ çok kötü olduğu, gıdaya erişimin son derece zor olduğu belirtiliyor. Bu nedenle sağlık çalışanlarının özellikle mobilize olduğu anlaşılıyor.
Peki gemilerde ağırlıklı olarak ne tür malzemeler taşınıyor? Daha çok ilaç mı, yoksa farklı insani yardım malzemeleri de var mı?
Ö.M.: Ben de onu soracaktım: Gıda ve ilaç ağırlıklı herhalde değil mi?
G.D.: Evet, ağırlıklı olarak gıda ve ilaç taşınıyor. Bunun dışında özel bir sağlıkçı gemisi hazırlanmaya çalışılıyor. Buna ek olarak bir de eğitimciler ve eko-inşaatçılardan oluşacak bir gemi planlanıyor; onların aynı gemide yer alması hedefleniyor.
Aslında bu, biraz da sözde barış planını teşhir etmeye dönük bir yaklaşım: “Madem barış var, o zaman sağlık hizmetlerine, yeniden inşaya ve çocukların eğitim hakkına erişimine izin verin, biz de bu hizmetleri sağlayalım” diyerek bir basınç oluşturulmak isteniyor.
Sağlıkçı ya da eğitimci olmayan gemilerde ise insani yardım malzemeleri ağırlıklı olarak gıda ve ilaçlardan oluşuyor. Bunun yanında çocuklar için ihtiyaç malzemeleri de taşıyoruz. Gemilerin kapasitesi el verdiğince mümkün olduğunca fazla insani yardım yükledik; kalan alanları da yol boyunca kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak malzemelerle doldurduk.
Ö.M.: Evet, İlke TV’de Rojda Aslan ile yaptığın mülakatta da altını çizdiğin gibi, bunun dünya tarihinin en büyük enternasyonel kampanyalarından biri olduğunu söylüyorsun. Bu açıdan gerçekten çok dikkat çekici.
Bir yandan da dünya halklarını yeniden sokaklara çağırmak gibi bir hedefi var diyorsun. Bu da kampanyanın yalnızca sahadaki bir girişim değil, aynı zamanda küresel bir politik mobilizasyon çağrısı olduğunu gösteriyor. Biraz bu iki başlık üzerinde de durabilir miyiz?
G.D.: Tabii ki. Şöyle ki, filo organizasyonu aslında 2008 yılından bu yana farklı biçimlerde düzenleniyor. Çeşitli denemeler oldu; bazıları siyonist güçlerin müdahalesiyle alıkonuldu, bazıları saldırılarla sonuçlandı, bazıları ise daha yola çıkamadan engellenmeye çalışıldı.
Şu anda ise Augusta Limanı’ndan ayrıldıktan sonra, 56 gemiyle hareket edildiği için bu girişim tarihin en büyük filosu haline gelmiş durumda. Bu sayının artma ihtimali de organizasyonu daha da önemli kılıyor.
Öte yandan geçtiğimiz yıl özellikle İtalya işçi sınıfı bu süreçte önemli bir rol oynamıştı. Limanları bloke ederek, genel grev çağrıları yaparak ciddi bir seferberlik örgütlenmişti. Nitekim bu çağrılar iki ayrı genel grevle sonuçlanmıştı.
Ö.Ö.: Evet, hatta bu sürece Greta Thunberg ve Yanis Varoufakis gibi birçok önemli isim de katılmıştı.
G.D.: Aynen öyle. Nitekim bu yıl da biz Augusta Limanı’nda hazırlıklarımızı yaparken, onlar da kendi iç organizasyonlarını yeniden kurmaya çalışıyordu. Hatta dün değil, ondan önceki akşam Livorno Limanı’nda siyonist devlete petrol taşıyan bir tankeri engellemeye çalıştılar.
Buradaki en temel mesele şu: Geçtiğimiz yıla kıyasla seferberliklerde bir düşüş var. Bu da biraz sürekliliğin sağlanamamasından kaynaklanıyor. O sürekliliği sağlamanın en kritik noktası ise işçi sınıfının, sendikalarla birlikte bu sürece örgütlü biçimde dahil olabilmesi. Ancak şu ana kadar bunun yeterince gerçekleşmediğini görüyoruz.
Kapitalist hükümetlerin iki yüzlü politikaları da bu durumu besliyor. Bir yandan “Filistin devletini tanıma” söylemi öne çıkarılırken, diğer yandan siyonist devletle tüm ilişkiler sürdürülüyor. İşçi sınıfı bu sürece örgütlü şekilde dahil olmadığında, bu ilişkilerin kesilmesi yönündeki taleplerin hayata geçirilmesi de maalesef mümkün olmuyor.
Bu nedenle filonun temel hedeflerinden biri, uluslararası seferberliği yeniden yükseltmek. Aynı zamanda bölgede emperyalist saldırganlığın arttığı bir dönemde olduğumuz için, bu saldırganlığa karşı dünya halklarını yeniden harekete geçirmek de bir diğer önemli hedef olarak öne çıkıyor.

Ö.M.: Sonuç olarak yola çıkarkenki tablo görece olumlu görünüyordu anladığım kadarıyla. Bundan sonrasında nasıl bir seyir izleyeceğini de konuşmaya devam ederiz herhalde, değil mi?
G.D.: Tabii ki. Dün moral ve motivasyon oldukça yüksekti. Özellikle İtalya’daki limanda hazırlıkların yapılması, ardından İspanya’dan gelen gemilerin karşılanması ve hep birlikte yola çıkılması o politik birlikteliği daha da güçlendirdi.
Önümüzdeki süreçte de bağlantım el verdiği sürece gelişmeleri aktarmaya çalışacağım. Şu an için internet erişiminde ciddi bir sorun yaşamıyoruz. Ancak Girit’i geçtikten sonra, siyonist güçlerin tacizleri ve jammer’larla bağlantıları kesme girişimleriyle karşılaşma ihtimalimiz yüksek. O noktaya kadar elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye, güncellemeye devam etmek isterim.
Ö.M.: Biz de çok mutlu oluruz, harika olur. Görkem Duru, çok teşekkür ederiz.
Bu arada senden sonra bir şarkı çalalım dedik: Rim Banna’dan “Sara”. Filistin halk müziğini modern düzenlemelerle buluşturan, özellikle çocuklar, hafıza ve direniş temalarını öne çıkaran güçlü bir sanatçı. Bu parçayı Didem Gençtürk seçti bizim için. “Sara”, savaşın ortasında bir çocuğun hayatının nasıl ansızın yok edildiğini anlatıyor. Onu dinleyeceğiz şimdi. Çok teşekkürler Görkem.
Ö.Ö.: Çok teşekkür ederiz Görkem, görüşmek üzere.
G.D.: Ben çok teşekkür ediyorum, iyi yayınlar. Dayanışmayla.


