“Orada çocuklarla buluşacağız”

-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, Gazze’ye doğru ilerleyen Sumud Filosu’nda yer alan Greenpeace’in Arctic Sunrise gemisinden Barış Eceçelik ile denizden bağlantı kuruyorlar.

""
Açık Gazete: Barış Eceçelik'le Sumud Filosu'nun son durumu
 

Açık Gazete: Barış Eceçelik'le Sumud Filosu'nun son durumu

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Evet, Apaçık Radyo’nun Açık Gazete'si devam ediyor. Saat 9’u 4 dakika geçerken, biraz önce de konuşmaya ve izah etmeye çalıştığımız gibi, yine Sumud Filosu’nun durumunu izlemekteyiz. Gittikçe büyüyen bir Sumud Filosu hareketi var. Ona katılan Greenpeace’in Arctic Sunrise gemisinden Barış Eceçelik’le birlikteyiz. Konuğumuz kendisi. Merhabalar, hoşgeldin Barış.

Barış Eceçelik: Merhabalar Ömer Bey, hoşbulduk.

Özdeş Özbay: Merhaba, hoşgeldin.

B.E.: Merhaba Özdeş, hoşbulduk.

Ö.M.: Nasıl gidiyor vaziyet?

B.E.: Şimdilik her şey yolunda. Deniz yolculuğuna olması gerektiği gibi devam ediyoruz. Deniz durumu gayet iyi diyebilirim. Filoya katılım da oldukça yüksek; dediğiniz gibi gittikçe büyüyoruz. Ben İtalya’nın Sicilya bölgesindeki Siracusa Limanı’ndan katıldım.

Şu anda 50’nin üzerinde gemi ve binlerce katılımcıyla ilerliyoruz ancak sayının diğer ülkelerden katılımlar arttıkça daha da büyümesi bekleniyor. Filo, 12 Nisan’da Barcelona’dan yola çıktı. Biz de Arctic Sunrise olarak yine Barcelona’dan filoya dahil olduk. Dediğim gibi, ben Siracusa Limanı’ndan katıldım ve 26’sında oradan yola çıktık. Şu anda Akdeniz’de ilerliyoruz.

Ö.Ö.: Şimdi Greenpeace’in Arctic Sunrise gemisi aslında bir destek gemisi yani doğrudan filo ablukayı kırmak üzere ilerliyor; bir önceki filo da bu amaçla yola çıkmıştı. Daha önce gidenler oldu; hem içerisindekilere İsrail operasyon düzenliyor, hem de gemilere, teknelere el koyuyor.

Fakat bu yolculuk özellikle küçük tekneler için oldukça zor. 5-6 kişilik teknelerde günlerce, haftalarca yol alınıyor ve birçok desteğe ihtiyaç duyuluyor. Gıdadan yakıta, sağlık malzemelerinden beklenmedik sorunlara kadar pek çok ihtiyaç söz konusu. Greenpeace de bu kapsamda, bildiğimiz kadarıyla, filoya destek sunuyor.

Bu kez ayrıca başka destek gemileri de var yani ilk filodan farklı olarak bu tür bir destek yapısı oluşturulmuş durumda. Bize bu süreci anlatabilir misin? Greenpeace bu filoya hangi aşamada dahil olmaya karar verdi ve şu anda filoda tam olarak nasıl bir görev üstleniyor?

B.E.: Aslında tam da söylediğim gibi biz burada destek için bulunuyoruz. Greenpeace’in onlarca yıllık denizcilik deneyimi var. Kuruluşuna baktığımızda da, 1971 yılında bir gemi yolculuğuyla başladığını biliyoruz. O günden bu yana gemilerimiz, Kuzey Kutbu’ndan Akdeniz’e kadar adaletin araçları oldu diyebilirim.

Greenpeace olarak, Arctic Sunrise gemisiyle filoya teknik ve operasyonel destek sağlıyoruz. Senin de dediğin gibi Özdeş, amacımız filodaki gemilerin mümkün olduğunca hızlı ve güvenli bir şekilde Gazze kıyılarına ulaşmasını sağlamak ve Akdeniz’i güvenle geçmelerine yardımcı olmak.

Ben gemiye 26’sında dahil oldum ancak ekiplerimiz, benim katılımımdan sonra bile birçok gemiye mühendislik desteği sağladı. Şu anda gemide yaklaşık 30 kişiyiz ve ekibimizde 6 mühendis bulunuyor. Teknik operasyonlar için ekipler 24 saatlik vardiyalar halinde çalışıyor ve gemilere destek sağlamak üzere her zaman hazır bir ekip bulunduruyoruz.



Ö.Ö.: Muhtemelen filodaki en büyük gemi değil mi?

B.E.: Sanırım en büyük gemi yani yanlış söylemeyeyim, o konuda kesin bir bilgim yok ama benim gördüğüm kadarıyla en büyük gemi. Bizim dışımızda, yine destek sağlamak için Open Arms ekibi de var. Dediğin gibi, biz de onlarla oldukça koordineli bir şekilde ilerliyoruz.

Ö.Ö.: Onlar da mülteciler için Akdeniz'de bulunan bir gemi öyle değil mi?

B.E.: Evet, onlar da aslında bizim gibi aynı şekilde filoya destek veriyorlar. Open Arms ekibiyle de çok yoğun bir iletişim halindeyiz.

Dediğim gibi, deniz yolculuğu oldukça zor; özellikle bu kadar uzun yolculuklar söz konusu olduğunda. Bizim ekibimiz bu konuda oldukça deneyimli. Bu nedenle motor onarımları, elektrik sistemleri ve arızalar gibi teknik konularda destek sağlıyoruz. Senin de söylediğin gibi, gemiler arasında gıda ve doktor transferleri gerçekleştiriyoruz.

Teknik onarımların yanı sıra temel gıda malzemeleri de dağıtıyoruz. Doktorlar başta olmak üzere personel transferleri yapıyoruz. Aslında gece gündüz çalışarak filonun güvenli ve hızlı bir şekilde ilerlemesine katkı sağlamaya çalışıyoruz diyebilirim.

Ö.M.: Evet, yani Barış, yıllar öncesinde de Greenpeace gemilerinin eylemlerine tanık olmuş ve bazı — mesela İspanya ile —görüşmeler de gerçekleştirmiştik, şimdi hatırladım. Yani bu son derece kapsamlı bir şey.

Sadece Gazze’ye ilaç ve destek, Filistinlilere gıda yardımı olmanın ötesinde; dünya çapında, büyük sermaye gruplarının — başta fosil yakıt şirketleri olmak üzere — politikalarına karşı gelişen daha geniş bir direnişin de parçasını oluşturuyor. Yanlış söylemiyorsam eğer, durum böyle değil mi?

B.E.: Evet, kesinlikle katılıyorum hocam. Bir taraftan baktığımızda savaşın çevreye verdiği felaketin boyutları da oldukça yüksek bildiğimiz gibi. Diğer taraftan, insani krizin yanı sıra savaş–çevre bağlantısı da, iklim krizinin bu denli yıkıcı olduğu bir dönemde çok daha önemli hale geliyor.

Sizin de bildiğiniz gibi, Gazze’de İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılar hem hava kirliliğine, hem de yerel su kaynaklarının kirlenmesine yol açarak iklim krizini daha da tetikliyor. Bu açıdan baktığımızda, Gazze’de yaşanan bu krizin bir an önce sona ermesi, kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve barışın tesis edilmesi gerekiyor. 

Ö.M.: Evet, orada, hem Batı Şeria’da, hem de bizzat Gazze’de bir ekokırım da gerçekleştirildiğini ve hâlâ devam ettiğini söyleyebiliriz;

Ö.Ö.: ...ve hatta Lübnan'da.

Ö.M.: Lübnan’da da, evet. Bu sırada “ekokırım” (ekosid) kavramı da gündeme geliyor.

B.E.: Evet, “ekokırım” diyebiliriz; Türkçede bu şekilde kullanılıyor, yanlış hatırlamıyorsam. Bu tahribat aslında çatışma sona erdikten sonra bile üç-beş yıl değil, nesiller boyu devam edecek. Ardında kirlenmiş topraklar ve savunmasız kalmış topluluklar bırakacak maalesef. Daha önce de belirttiğim gibi, bombalamalar ve patlamalar zaten verimli tarım arazilerini yok ediyor.



Ö.Ö.: Onun dışında da bu savaşta, bahsettiğin nokta önemli Barış. Çünkü bu savaşta belki de dünyada ilk kez, yani Gazze’de, çok bilinçli bir şekilde tarım alanları, hatta açık alanlar dahi hedef alındı. Burada fosfor bombası kullanıldığı da söyleniyordu; insanların yakacak olarak kullanmasını engellemek için odunları, çalı çırpıyı ve benzeri kaynakları yok ederek gıda kaynaklarını bu şekilde kesmişti. Bu da zaten açlığa sebep oluyordu.

Ö.M.: “Ölmez ağaç” olarak bilinen zeytin ağaçlarını da yakın zamanda, Lübnan’da mıydı tam emin olamadım, hedef alındığına dair haberler vardı.

Ö.Ö.: Batı Şeria’da.

Ö.M.: Batı Şeria’da, evet. 800 ağacın kesildiğine dair çok yeni bir haberdi bu. Gerçekten de dehşet verici.

B.E.: Evet, ben de yanlış hatırlamıyorsam şunu okumuştum: İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk 10-15 ayında ortaya çıkan karbon emisyonları, 100'den fazla ülkenin toplam emisyonlarını aşmış durumda. Zaten çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği bir durumdan söz ediyoruz; buna ek olarak, bu süreç küresel iklim acil durumunu da daha da şiddetlendiriyor diyebiliriz.

Ö.Ö.: Bu bahsettiğin durumun, Kolombiya’da bir araya gelen Fosil Yakıtlardan Çıkış Konferansı’nda da dile getirilen başlıklardan biri olduğunu biliyoruz. Militarizm, savaşlar ve iklim krizi arasındaki bağlantı; fosil yakıtlar üzerinden “fosil savaş kompleksi” olarak da adlandırılmaya başlandı. Zaten bir süredir bu savaşlarla fosil yakıtlar arasındaki ilişki sık sık kuruluyor. İran’da da son aylarda bu bağın çok daha görünür hale geldiğini söyleyebiliriz.

Şunu sormak istiyorum: Bu filonun organizasyonu oldukça zor görünüyor. Hâlâ farklı limanlardan hangi tarihte kaç teknenin katılacağı, kimlerin dahil olacağı gibi konular belirsizliğini koruyor. Yani süreç bir ölçüde belirsizlikler içinde ilerliyor.

Yaklaşık olarak filonun Gazze’ye hangi tarihlerde ulaşması bekleniyor? Şu an için ciddi bir sorun olmadığını söyledin ama hatırlatalım: İsrail, bir önceki filoyu limandayken vurmuştu. Tunus’ta bir araya gelen teknelerden ikisine, limanda demirliyken drone’larla ateş açılmıştı. Sonrasında da yolculuk boyunca çeşitli saldırı ve tacizler yaşanmıştı. Bu sefer Tunus ayağı da yok; oradaki organizasyonu yürüten aktivistlerin Tunus devleti tarafından tutuklandığını da biliyoruz.

Dolayısıyla kaç kişinin katılacağı, kaç teknenin dahil olacağı henüz net değil. Bu koşullarda, özellikle riskli sulara ne zaman girilmesi bekleniyor? Ve genel olarak varış için öngörülen bir takvim var mı?

B.E.: Aslında deniz yolculuğu nedeniyle bazı gecikmeler yaşanabiliyor, bu yüzden net bir tarih vermek çok doğru olmaz. Ancak senin de dediğin gibi, bir önceki filoda — yanlış hatırlamıyorsam — Gazze kıyılarına yaklaşık 70 deniz mili kala İsrail kuvvetleri gemilere zorla el koymuştu. İletişim kesilmiş, sinyaller engellenmişti; bunların hepsi kayıtlara geçti.

Şu anda sanırım yola çıkan 50’den fazla gemi var ancak farklı ülkelerden katılacak yeni gemiler de bekleniyor. Benim tahminim, toplam sayının 70–80’in üzerine çıkacağı yönünde. Aynı şekilde binlerce katılımcıyla yoluna devam edecek. Uluslararası kamuoyunun da yoğun ilgisi var diyebilirim.

Bu aslında barışçıl ve sivil bir direniş misyonu; kesinlikle şiddet içermeyen bir girişim. Gemilerde insani yardım malzemeleri bulunuyor; doktorlar, sağlık çalışanları ve gönüllüler yer alıyor. İnsani yardımın engellenmesi, açık bir şekilde uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyor.

Tam bir tarih veremesem de mevcut koşullar değişmezse önümüzdeki iki hafta içerisinde gemilerin varmasının beklendiğini söyleyebilirim. Ancak dediğim gibi, deniz yolculuğunda beklenmedik durumlar ve gecikmeler yaşanabiliyor.

Ö.M.: Tabii, bu arada Palestinian Information Center’dan gelen bir açıklama da dikkat çekiyor. 28 Nisan tarihli bir haberde, Türkiye’den katılan aktivist Ali Deniz’in Barcelona’dan filoya dahil olduğu ve oldukça yüksek enerjili bir atmosferden söz ettiği aktarılıyor. Büyük bir canlılık ve güçlü bir motivasyon olduğunu, İspanya’daki gösterilerde de benzer bir atmosfer gördüklerini söylüyor ve filonun Gazze Limanı’na ulaşacağından oldukça emin olduğunu belirtiyor; “Orada çocuklarla buluşacağız” diyor.

İtalyan aktivist Martina da Filistin halkının direncini sürdüreceğini vurgularken, hükümetlerin yeterince harekete geçmediğini ve daha aktif olmaları gerektiğini ifade ediyor. Bu nedenle aktivistlerin, hükümetlere güvenmeden bağımsız bir şekilde organize olarak geniş katılımlı bir filo oluşturduklarını dile getiriyor.

En genç katılımcılardan biri olarak aktarılan Alman aktivist Tom ise kendi ülkesinin Filistin’de yaşananlara “suç ortağı” olduğunu düşündüğünü ve buna sessiz kalamayacağı için katıldığını söylüyor. Adaletsizlik ve insan hakları ihlallerinin kabul edilemez olduğunu, tüm dünyanın gözleri önünde yaşananlara daha fazla kayıtsız kalamayacağını ifade ediyor. Böyle bir aktarım da vardı, onu da buraya eklemiş olayım.

Ö.Ö.: Pazartesi...

B.E.: Pardon Özdeş, ben sadece bir şey eklemek istedim. Ömer abi “burada çok motivasyon var” demişti ya, gerçekten onu özellikle vurgulamak isterim. Coşku çok yüksek. Dayanışma, filo içerisinde benim de ilk fark ettiğim ve en çok göze çarpan şeylerden biri oldu. Filodaki tüm gemiler gerçekten büyük bir dayanışma içinde. Örneğin, bizim mutfakta aşçı ekmek yapıyor, diğer gemilere gönderiyor; başka gemilerden bize meyve geliyor. Filistin kolası geliyor mesela. Böyle karşılıklı bir paylaşım ve güçlü bir dayanışma var.

Ö.Ö.: Bu Filistin kolası meselesi de soykırımın bir aşamasında gündeme gelmişti. Elde edilen geliri Gazze’ye göndermek üzere başlatılmış bir girişimdi; böyle bir kola gerçekten var.

Şunu da söyleyecektim: Greenpeace’in gemisi bir destek gemisi olsa da, filo yola çıkar çıkmaz denizde aktivizme de devam etti. Sumud Filosu, İsrail’e gittiği öğrenilen bir gemiyi engellemeye çalıştı. Tabii koskoca bir yük gemisini küçük teknelerle durdurmak mümkün değil ama yanına yaklaşarak protesto ettiler ve bunu sosyal medyada da paylaştılar; İsrail’e yük taşıdığı ve suç işlediği yönünde çağrılar yaptılar. Görüyoruz ki, daha denizde bile, bütün o imkânsızlıkların ortasında aktivizm devam ediyor Sumud Filosu’nda.

Ö.M.: Evet, bayağı yakın takipte olmaya devam edeceğiz herhalde. 

B.E.: Çok kısa bir şey ekleyebilirim, dinleyicilerimiz bu konuda zaten hassas: Filonun olabildiğince fazla insana ulaşması çok önemli. Katılımcıların paylaştığı sosyal medya içeriklerini ve haberleri yaygınlaştırabilirlerse bizim için çok kıymetli olur; daha fazla insana ulaşabiliriz. Bizi ağırladığınız için size de çok teşekkür ederim.

Ö.M.: Biz de teşekkür ederiz. Takipte kalacağız, devam edeceğiz. Son derece ilginç bir dönemden geçiyoruz.

B.E.: Görüşmek üzere.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.