Elon Musk dünyanın ilk trilyoneri olduğundan bu yana, insanlar onun akıl almaz servetinin büyüklüğünü kavramaya çalışıyorlar.

Bazıları, toplam değeri 1 trilyon dolar olan 100 dolarlık banknot yığınının 679 mil yüksekliğe ulaşacağını hesapladı. Ekonomist Steven Durlauf, John D. Rockefeller’ın servetinin bir dönem ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1,5’ine eşit olduğunu ve Musk’ın servetinin ise şu anda yüzde 3’ün üzerinde, yani en az iki katı kadar olduğunu ifade etmektedir. New York Knicks taraftarlarının dikkatinden kaçmamış olabilir ki, yılda yaklaşık 39 milyon dolar kazanan Jalen Brunson’ın bile bu kadar parayı biriktirebilmesi için 25.000 sezondan fazla oynaması gerekecektir.
Ancak gördüğüm tüm rakamlar arasında beni en çok etkileyen, The Times gazetesinde yer alan ve Bay Musk’ın net servetinin ortalama bir Amerikan ailesininkinden beş milyon kat daha fazla olduğu yönündeki hesaplamaydı.
Bir siyasi düşünce tarihçisi olarak, aklıma hemen ekonomik eşitsizlik meselesiyle gerçekten ilk kez ciddi bir şekilde ilgilenen ilk Batılı filozof olan Platon geldi. Platon, “Kanunlar” adlı eserinde Atinalı Yabancı karakteri aracılığıyla, refah içindeki bir cumhuriyette herhangi bir kişinin en yoksul vatandaşların servetinin dört katından fazlasını elde etmesi halinde, fazlalığı (artık değeri) şehre bağışlaması gerektiğini savunmuştur. Tipik bir ailenin servetinin beş milyon katı değil — en yoksul ailenin servetinin dört katı.
Elbette, Platon’un servet edinimine ilişkin önerdiği kısıtlamalar altında çağdaş bir ekonominin nasıl işleyeceğini hayal etmek zordur. Ancak, onu bu radikal öneriye yönelten gerekçeleri anlamak, günümüz okuru için zor değildir.
Platon, Plutarkhos’un da yazdığı gibi, bir zamanlar “zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizlik” nedeniyle neredeyse parçalanmak üzere olan Atina’da büyüdü. Şehri, zenginlerin büyük hayal kırıklığına uğratarak yoksulların tüm borçlarını silen kahraman yasa koyucu Solon kurtardı. Platon’un gençlik döneminde, şehir Peloponnesos Savaşı’nı sürdürürken, arka arkaya üç sınıf temelli iç savaş yaşadı: önce zenginlerin yoksullara karşı başlattığı bir oligarşik devrim, ardından yoksulların zenginlere karşı başlattığı bir demokratik devrim ve son olarak da bir başka oligarşik devrim.
Platon’un “Devlet” adlı eserinde Sokrates, eşitsizlik üzerine düşünürken, önemli bir servet eşitsizliğinin hakim olduğu bir devletin aslında bir devlet değil, “iki devlet” olduğunu, “biri yoksulların, diğeri zenginlerin devleti” olduğunu ve “bu iki devletin aynı yerde yaşarken sürekli birbirlerine karşı komplo kurduklarını” belirtmiş olması hiç de şaşırtıcı değildir.
Platon’a göre, eşitsizliğin kaynağı, Yunanlıların “pleonexia” olarak adlandırdığı, bir tür doyumsuz açgözlülük olan ruhsal bir hastalıktı. Platon’un “Gorgias” adlı eserinde Sokrates, bu durumu sızıntı yapan bir sürahiye benzetmiştir: İçine ne kadar su dökülürse dökülsün, sürahi daha fazlasını isteyecektir. Bazıları için paraya duyulan arzu, ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan ölçüyle sınırlıdır; diğerleri içinse bu arzu sınırsızdır. Platon, bu doyumsuz ruhları, arzularının esiri olan kölelere benzetmiştir.
Doymak bilmeyen arzularıyla tüketilmiş bir kişi, insanlığın geri kalanına duyabileceğinden çok daha fazla kendini sevmeye başlar. Platon’a göre o, “adalet, iyilik ve asalet konusunda yetersiz bir yargıçtı”, çünkü arzularını her zaman gerçeklerden bile daha değerli görürdü. Sonuç olarak Platon şöyle yazmıştır: “Çok zengin olanlar aynı zamanda iyi insanlar olamazlar.”
Platon’un doyumsuz açgözlülük konusundaki endişeleri, gözünü şimdiden 10 trilyon dolara dikmiş olan Bay Musk tarafından doğrulanmıştır. Empatiyi “Batı medeniyetinin temel zayıflığı” olarak nitelendirerek, Platon’un süper zenginlerin ahlaki başarısızlıklarına dair düşüncelerini doğrulamıştır. Sözde “Hükümet Verimliliği Bakanlığı” aracılığıyla, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın programını –kendi ifadesiyle– “odun öğütücüsüne attı” ve tahmini 600.000 kişinin ölümüne katkıda bulundu. Böylesi bir katliam, servete herhangi bir üst sınır koymamayı seçmiş bir toplumun öngörülebilir bir sonucudur.
Platon, 4’e 1’lik servet oranı gibi ideal çözümlerin, halihazırda büyük eşitsizliğin hüküm sürdüğü yerlerde hayata geçirilmesinin imkânsız olduğunun son derece farkındaydı. Ancak o, milletvekillerini ve vatandaşları yenilgiyi kabul edip teslim olmaya teşvik etmedi. Aksine, vatandaşları (aralarında “adalet duygusu”na sahip az sayıdaki zenginler de dahil olmak üzere), toplumu daha eşit hale getirmek için ellerinden geleni yapmaya çağırdı; bunun ilk adımı olarak da aşırı servete sahip olanları utandırmayı önerdi. Gerçek yoksulluğun “kişinin mal varlığının azalmasından değil, açgözlülüğünün artmasından kaynaklandığını” vurguladı.
Ancak aşırı açgözlülüğün zararlarını öğreterek toplum, gelişen bir cumhuriyet için gerekli olan sağlıklı servet dengesini yeniden kurmaya başlayabilir.
* David Lay Williams'ın The New York Times'da kaleme aldığı 'Elon Musk Confirms Ancient Concerns About the Superrich' adlı makale Bahar Özay tarafından çevrilmiştir.


