"Dünyanın genel hali tam bir kaos ortamı"

-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel, dünyada aynı anda süren çok sayıda savaş ve çatışmayı ele alarak İran-İsrail gerilimi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Pakistan-Afganistan çatışması ve Sudan’daki iç savaşın yarattığı küresel kaos ortamını değerlendiriyor.

""
Ufuk Turu: 03 Mart 2026
 

Ufuk Turu: 03 Mart 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.İ.: Günaydın!

Ö.M.: Artık Ufuk Turu’na nereden başlayıp nasıl bitireceğiz, nasıl devam edeceğiz diye sormuyorum.

A.İ.: Evet, bugün maalesef savaşlardan bahsedeceğiz. Şu anda dünyada en azından devletler arası savaşların aynı anda sürdüğü birkaç çatışmanın içindeyiz. Geçmişte de böyle dönemler olmuştur büyük ihtimalle ama en azından II. Dünya Savaşı’ndan beri bu yoğunlukta; bazıları artık yıllardır devam eden, birkaç büyük iç savaşla birlikte aynı anda süren bu ölçekte çatışmaların olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Bilmiyorum Ömer, senin hatırladığın var mı?

Ö.M.: İç savaşları da dahil edersek bu kadarını ben de hatırlamıyorum.

A.İ.: II. Dünya Savaşı’ndan beri yok böyle bir şey. 

Ö.M.: Evet.



A.İ.: İran, İsrail ve Lübnan arasında şu anda devam eden bir savaş var ve buna ABD de dahil. Tabii buna aynı zamanda bütün Körfez bölgesi Arap devletleri de ister istemez dahil olmuş durumda çünkü beş Arap ülkesinde Amerikan üsleri bulunuyor ve bu ülkelere İran’dan saldırılar gerçekleştiği, bazılarında ciddi hasar olduğu anlaşılıyor.

Diğer taraftan Lübnan’da Hizbullah’ın, Hamaney’in öldürülmesini protesto etmek için İsrail’e füze ve insansız hava araçları göndermesine karşılık İsrail çok ağır bir saldırıyla cevap verdi. Lübnan’ın güneyinde 40’tan fazla insanın öldüğü, galiba şu anda ölü sayısının 54’e çıktığı söyleniyor. 10 binlerce insan da yine kuzeye doğru kaçmış durumda. İran’da sivil ölü sayısının 550 civarında olduğuna dair bir bilgi var. Diğer taraftan İsrail’de altı kişinin öldüğünü biliyoruz; Amerikan askerlerinden de yanılmıyorsam altı ölü var.

F-16 uçağının Kuveyt tarafından yanlışlıkla düşürüldüğüne dair bir iddia var ama bunun gerçekten Kuveyt tarafından mı düşürüldüğü yoksa başka bir füze ya da uçaksavarla mı vurulduğu henüz bilinmiyor; şimdilik böyle bir bilgi var.

İran’la ilgili önemli haberlerden biri de The New York Times’ın dünkü sayısında yayımlandı. Dört-beş The New York Times gazetecisinin çok etraflı biçimde ele aldığı bu haberde, Amerika’nın saldırısı inceleniyor. Habere göre Trump’ın İran’a saldırma konusunu aylardır tartıştığı ve esas itibarıyla Netanyahu’nun baskısı, çağrısı ve desteğiyle – ya da ikna etmesiyle diyelim – bu saldırının gerçekleştiği yönünde bilgiler aktarılıyor. Bu bilgiler, Amerikan yönetimine yakın kaynaklardan ve İsrail’deki kaynaklardan derlenmiş.

Bu haber yayımlandığından beri ABD'deki Trump yanlılarının bir kısmında ciddi bir huzursuzluk ve eleştiri yükselmeye başladı. Biliyorsunuz, ABD'de Trump’ı destekleyen muhafazakâr milliyetçi çevrelerin içinde ABD'nin kendi topraklarına ve bölgesine dönmesi, uzak coğrafyalara asker göndermemesi ve savaşlara katılmaması beklentisi vardı. Trump da diğer vaatlerinin yanında böyle bir söz vererek seçilmişti. Şimdi bu nedenle ABD içinde, kendi destekçileri arasında da ciddi bir huzursuzluk olduğu belirtiliyor.

Bazı kamuoyu yoklamalarına göre ABD'deki nüfusun – ya da en azından yoklamalara katılanların – yalnızca dörtte biri ABD’nin İran’a savaş açmasını destekliyor. Hatta Cumhuriyetçi seçmenler arasında bile ezici bir çoğunluk yok; neredeyse yarı yarıya bir kararsızlık söz konusu.

Bu nedenle ABD’nin sözcüleri, Trump’ın bir gün öyle bir gün böyle, hatta saatten saate değişen açıklamalarını toparlamaya çalışarak şunu söylemeye başladılar: ABD'nin amacı rejim değiştirmek değil; İran’ın ABD’ye de uzanabilecek tehdit oluşturabilecek yatırımlarını, politikalarını, füze ve nükleer silah programını engellemek. Ancak Trump bir saatten diğerine farklı şeyler söylediği için bu toparlama çabası pek sonuç vermiyor ve ABD’nin ne yapmak istediğine dair büyük bir dağınıklık hissi var.

Trump, biliyorsunuz, “3-4 hafta sürecek bu operasyon” demişti, ardından da, “Daha uzun sürebilir” dedi. ABD Genelkurmay Başkanı ise operasyonun uzamasının Amerikan ordusunda zayiat verme ihtimalini artırabileceğini ifade etti. Bu durum, özellikle Amerikan muhafazakâr seçmeni açısından, önümüzdeki seçimlerde – özellikle ara seçimlerde – Trump’a yönelik eleştirilerin artmasına yol açabilir.

Buradan şu anda kazançlı çıkan kim? Görünüşe göre en kazançlı çıkan Netanyahu. İsrail’de – Filistinliler hariç – toplumun geri kalanında Netanyahu’nun İran’a saldırı politikasına çok ciddi bir destek olduğu söyleniyor. Ayrıca Netanyahu’nun bu savaşı yürüterek ve İran’da kalıcı bir kaos yaratma ihtimali üzerinden gelecek seçimleri kazanma şansının oldukça yükseldiği de belirtiliyor. Hatta İsrail’de bazı Yahudi araştırmacılar, Netanyahu’nun yanı sıra onunla birlikte hareket eden aşırı sağcı liderlerin de popülaritesinin ciddi biçimde arttığını söylüyor. Netanyahu’nun ileride siyasetten çekilmesi durumunda bu isimlerden birinin onun yerini alabileceği de konuşuluyor.

Bütün bunlar bölge açısından son derece endişe verici çünkü İsrail’de muhafazakâr milliyetçi çevrelerde Lübnan’ın bir kısmının işgal edilmesi gerektiğine dair sözler dile getirilmeye başlandı. Batı Şeria’nın ilhak edilmesi meselesinin de fiilî bir durum olmaktan çıkıp resmî bir statüye dönüştürülmesi gerektiği konuşuluyor.

Bunu dile getirirken İsrail’deki bazı gözlemciler de şu noktaya dikkat çekiyor: Eğer bütün bu işgal edilen topraklar ve mevcut İsrail sınırları birlikte düşünülürse, toplam nüfus içinde Yahudi nüfusun azınlıkta kalma ihtimali ortaya çıkabilir. Buna da bir “çözüm” bulunması gerektiğini söyleyenler var. Bu çözümün ne olacağını ayrıca tarif etmeye gerek yok sanırım.

Ö.M.: Evet. Ben de biraz önce Özdeş’le konuşuyordum; İsrail’de genel ruh hâli olarak, barınaklarda ve sığınaklarda dans ederek eğlenen bir çoğunluğun varlığından söz ediliyordu. Biraz önce bunu da söylemeye çalıştık.

Öte yandan bir ilkokulda hayatını kaybeden 160’tan fazla masum kız çocuğu için kazılmış mezarlar var. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, “İlk gittiğimizde cansız bedenleri paramparça olmuş halde yerdeydi,” diyor. “Vücudu ikiye bölünmüş, iki parçaya ayrılmış bir öğretmenin cesedini de gördük,” diye anlatıyor.

Mezarların çekilmiş fotoğraflarını da paylaşıyor. Bir yanda bunlar yaşanırken, diğer yanda eğlenen insanlar var. Aynı 1984.

A.İ.: Tam bu olaylar olurken, yani İran’daki ilkokulda ölen çocukların cenazeleri kaldırılırken, Melania Trump da “Dünyada çocuklar savaşlarda ölmesin” çağrısıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde bir konuşma yaptı. Bu ay Konsey başkanlığını ABD devraldığı için açılış oturumunu, “Savaşlarda çocuklar ölmesin” hareketinin temsilcisi olarak Melania Trump gerçekleştirdi, biliyorsunuz.

Ö.M.: Evet. Biraz önce Özdeş’le konuşuyorduk, o seyretmiş ben görmedim ama dehşetengiz bir durum.

A.İ.: Artık her şey mümkün. İran’da tam olarak ne olacağını bilmiyoruz. Şu anda üçlü bir heyet — Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yargı başkanı Mohseni Azhai ve Anayasayı Koruma Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi’nin oluşturduğu heyet — Hamaney’in yerine bir ruhani lider atanana kadar görevi sürdürecek. Bu ruhani liderin kim olacağı konusunda henüz net bir fikir yok fakat üç isim dolaşıyor. 88 kişilik Ruhani Meclis’in bugünlerde toplanıp karar vermesi bekleniyor.

Diğer taraftan İran’daki rejimin çökmesi ve yerine başka bir rejimin gelmesi ihtimali kısa vadede pek mümkün görünmüyor çünkü İran’da böyle bir alternatif örgütlenme yok. İktidar uzun yıllardır bütün muhalif örgütlenmeleri dağıttığı, parçaladığı ve engellediği için muhalefetin kaos ortamında düzenli bir biçimde iktidara aday olması ya da iktidara gelmesi pek olası görünmüyor.

Bu durumda İsrail ve ABD'nin aradığı şeyin orta vadede İran’da bir kaos ortamı yaratmak olduğu da söylenebilir. Ancak beklenmedik bir gelişme var: Bu kaos politikasının, istenildiği kadar uzun sürmesini engelleyebilecek bir ihtimal yani kaosun bütün Körfez bölgesine yayılması. İran’ın Körfez’deki beş Arap ülkesindeki Amerikan üslerini ve dolayısıyla o ülkeleri füze bombardımanına maruz bırakması çok beklenen bir şey değildi.

Bu aynı zamanda ABD ve İsrail politikası açısından, örneğin Suudi Arabistan ile İran arasında başlamış olan yakınlaşmanın da köküne kibrit suyu dökmek anlamına geliyor. Yani İran’ı bölgedeki ülkelerle yeniden savaş halinde ya da en azından sürekli gerilim yaşayan bir ülke konumuna döndürme politikasının da bunun içinde olduğunu söylemek mümkün.

Ö.M.: Nate Beer de Substack’ta “Do Not Panic” başlığı altında ilginç bir yazı yazmış. “Hırsızlar, yalancılar ve soykırımcılar İran’a savaş ilan etti” diyerek oldukça sert bir ifade kullanıyor. Yazıda içinde bulunduğumuz çelişkileri ayrıntılı biçimde ele alıyor ve şöyle diyor, “70 yıllık bir hırsızlar kolonisinin, demokrasi adı altında 250 yıllık bir deneyimin, şimdi 2500 yıllık bir medeniyetin üzerine çökmesinden söz ediyoruz.” Bu çerçevede oldukça ağır bir analiz getiriyor.

A.İ.: Yalnız orada 2500 yıllık bir medeniyetin üzerine çöküldüğünden söz ediliyor ama o medeniyetin üzerine en başta İran’ın kendi içindeki güçlerin de çökmüş durumda olduğunu söylemek gerekir.

Ö.M.: Aynen, onu da belirtiyor zaten. 

A.İ.: Bunu da her seferinde belirtmek lazım çünkü İran’daki muhaliflerin gerçekten çok büyük bir ikilem içinde kaldıklarını görüyoruz. Bir tarafta 10 binlerce insanı acımasız biçimde öldüren, insanları inanılmaz bir baskı altında tutan bu rejimin yıkılmasından duyulan bir sevinç var; diğer tarafta ise bu rejimin bir emperyal güç tarafından yıkılıyor olmasının yarattığı büyük bir tepki.

Bu ikilemi İran muhalefeti içinde de çok yakından izleyebiliyoruz. Demokrat bir İranlı olsak, muhtemelen hepimiz de aynı gerilim ve ikilem içinde olurduk diye düşünüyorum.

Ö.M.: Evet, aynen. Kanada Başbakanı Mark Carney de Orta Doğu’daki bu süreci oldukça destekledi yani daha önceki muhalif tutumundan vazgeçmiş görünüyor; “Yeni bir dünya düzeni kurulacak,” derken Trump’a destek veren açıklamalar yaptı.

A.İ.: Evet. Diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşı da devam ediyor; İran’daki savaş sürerken öbür taraftaki savaş bitmiş değil. Tabii bu Ukrayna savaşı, Rusya’nın İran’a destek vermesini de engelleyen bir durum. İran şu anda hemen hemen hiçbir yerden destek almıyor; Çin’in ya da birkaç ülkenin sözlü protestoları dışında fiilî bir destek yok. Hiçbir ülke şu anda İran’ın arkasında somut bir destekle yer almış değil.

Rusya’nın ilerlemesi çok yavaş ve hatta geçen seneye kıyasla daha da yavaşlamış durumda. Rus ordusundaki askerlerle telefon üzerinden yapılan röportajlardan çıkan sonuçlara göre askerler artık çok bezgin ve bitkin. Ama aynı zamanda “Savaş biterse biz ne yaparız, işsiz kalacağız” endişesiyle savaşa devam ettiklerini söylüyorlar. İlk ayların o büyük zafer beklentisinin ve heyecanının kalmadığı, ordunun içinde çok ciddi bir yolsuzluk mekanizması bulunduğu da anlatılıyor. Askerlerin, kendilerine verilen — Rusya açısından yüksek sayılan — ücretleri, ölüm riski yüksek görevlerde cepheye gönderilmemek için subaylarına rüşvet olarak vermek zorunda kaldıklarını anlatan röportajlar okudum.

Bütün bunlardan çıkan sonuç; Rus ordusundaki askerlerin moralinin çok kötü olduğu fakat savaşmaktan da geri kalmayacakları yönünde. Çünkü başka çarelerinin kalmadığını düşünüyorlar. Ayrıca Putin’in de herhangi bir ateşkes durumunda Rus ordusunu siperlerden geri çektiğinde, çok ciddi biçimde işsiz, çaresiz ve “Bu savaşa niçin katıldık?” diye soracak büyük bir kitlenin ortaya çıkmasından endişe ettiğini söyleyen yorumlar var.

Üçüncü bir savaş da başladı biliyorsunuz: Perşembe günü Pakistan ile Afganistan arasında çatışmalar başladı. Pakistan dün Kabil’i bombaladı; Afganistan da Pakistan sınırında bazı küçük bölgelerde saldırılar gerçekleştirdi. Şu ana kadar kesin sayıyı bilmiyoruz ama 30-40 kişinin öldüğü söyleniyor. Bu savaş aynı zamanda İran sınırına yakın gerçekleştiği için, İran’ın bazı bölgelerindeki ayrılıkçı güçlerin de bu çatışmaları fırsat bilerek İran içinde ayaklanma başlatma ihtimali dile getiriliyor.

Bir diğer savaş da Sudan’da devam ediyor. Sudan’daki iç savaşta şu ana kadar 14 milyon kişi yerinden edilmiş durumda. Çatışmalar sürerken Güney Sudan’da da kabileler arasında yeni çatışmalar başladı. Dün 100’den fazla insanın öldüğü bir kabile çatışması yaşandı. Sudan’daki savaşta özellikle ayrılıkçı Hızlı Destek Güçleri’nin başındaki Hemedti’nin arkasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin olduğu söyleniyor. Öte yandan Etiyopya ve Eritre’nin de karşı tarafı yani şu anda cumhurbaşkanı konumundaki generalin tarafını desteklediği ifade ediliyor. Bütün bunlar aynı zamanda çok ciddi bir toprak ve yeraltı zenginliği mücadelesi anlamına geliyor.

Ö.M.: İsrail’in Irak’ın da bazı kesimlerini vurduğu söylenmekte.

A.İ.: Evet, Irak’ın özellikle güney bölgelerinde. Bunlar genellikle Amerikan üslerinin bulunduğu yerler olarak söyleniyor ama aslında doğrudan Amerikan üssü değiller; daha çok Şii bölgelerinde bulunan askerî üsler, yanılmıyorsam.

Ö.M.: Evet, Şiiler. Dünyanın genel hali...

A.İ.: Kaos ortamı.

Ö.M.: Tam bir kaos ortamı, evet.

A.İ.: Bu kaos ortamından insanlık açısından nasıl ümit verici bir düzen çıkacak? Şimdilik bilmiyoruz. Çünkü bu tür kaoslar çoğu zaman insanları korkunç bir bıkkınlığa sürükleyip, güvenlik vadeden otoriter liderlerin arkasında hizalanma refleksini doğurabiliyor. Geçmişte bunu sık sık gördük; bildiğimiz bir olgu bu.

Bu yüzden bu kaoslardan daha özgür, daha eşitlikçi, daha iyi bir dünya çıkar mı diye umut ediyoruz. Ama bunun tam tersinin gerçekleşme ihtimali de en az o kadar, belki daha da fazla. Maalesef böyle karanlık bir dünyadayız.

Ö.M.: Evet öyle. Peki, bu noktada söylenecek sayısız söz var ama burada hiçbir söz yok; ikisinin ortasında bir kaostayız, maalesef öyle.

A.İ.: Evet. 

Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Ahmet. Görüşmek üzere, hoşçakal!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere. 

A.İ.: İyi yayınlar.