İran’da 28 Aralık’tan Beri Neler oldu?

-
Aa
+
a
a
a

Fizan Ekspresi’nden Milat Bülent Kılıç, İran’da Ocak 2026’da yaşananları; ekonomik protestoların rejim karşıtı bir ayaklanmaya dönüşmesi, dış müdahale beklentilerinin boşa çıkması ve ağır bir katliamın ardından geriye kalan büyük hayal kırıklığı üzerinden değerlendiriyor; İran halkının bir kez daha kendi gücünden başka dayanağı olmadığını hatırladığını vurguluyor.

""

"Ocak 2026" Olayları Kronolojisi

  • 28 Aralık 2025’te, İran para biriminin değer kaybı nedeniyle Tahran Büyük Çarşısı'ndaki esnaf ("Bazârî"ler) kepenk kapatma eylemine başladı.

    Bazariler, Meşrutiyet döneminden beri hep sağın, muhafazakar politikaların yanında olmuştu ve İran Devrimi'ne giden süreçte de Humeyni’ye en büyük destek bu toplumsal tabakandan gelmişti. Bu nedenle, onların bu protestosu Rejim’in katlarında bir tür şok etkisi yarattı. Şaşırdılar ama ılımlı tepkiler verdiler. Bazarileri karşılarına almak, küstürmek istemiyorlardı. Hükümetin ilk tepkisi, “zorlukların ve ekonomik krizin farkındayız” biçiminde oldu ama kısa zamanda bu, “esnafımızın haklı sesini duyuyoruz ama aralarına sızan rejim karşıtı kuklaları da bağışlamayacağız” yollu bir söyleme dönüştü.
     
  • 30 Aralık ile 1 Ocak arasında, eylemler önce ülkenin Batısına, birkaç günlük temkinli bir bekleyişten sonra da neredeyse ülkenin tamamına yayıldı. Eylemlerin batıdaki kentlere sıçramasıyla birlikte sloganların niteliği değişti; Rejim karşıtı sloganlara dönüştü.
     
  • 2 Ocak’ta, Trump protestoculara mesaj yolladı ve "Yardım yolda" dedi.
     
  • 6 Ocak’ta Rıza Pehlevi 8 Ocak için halka büyük eylem çağrısında bulundu.
     
  • 8 Ocak’ta büyük kalabalıklar sokaklara döküldü ve aynı gün, ülke genelinde internet tamamen kesildi.
     
  • 9 Ocak’ta Hamaney, eylemleri “dış mihrak”lara bağladı ve bu söylevden saatler sonra Devrim Muhafızları ve Besic sokaklarda gerçek mermi kullanmaya başladı.
     
  • 10 Ocak’ta kitlesel katliamlar rapor edilmeye başlandı. 48 saat içinde binlerce kişi katledildi.
     
  • 13-15 Ocak’ta insan hakları örgütleri ölü sayısının 3 bini geçtiğini söyledi. Bağımsız kaynaklar, 12 bin hatta 20 bin gibi yüksek rakamlar verdi.
     
  • 18-19 Ocak’ta eylemler büyük ölçüde bastırıldı. Rejim, internet kısıtlamalarını aşamalı olarak kaldıracağını açıkladı.

Süreçte neler yaşandı?

“Junior Reza”, Ocak ayının ilk günlerinde, muhtemelen yabancı istihbarat örgütlerindeki akıl hocalarının katkısı ve düzenlemesiyle “hazırlattığı” bir sistemi devreye soktu. Bu sistem, ordu ve güvenlik güçleri içindeki muhalif ya da ‘vicdanı el vermeyen’ kişileri bulmayı, örgütlemeyi ve olası bir devrimden sonra da güvenlik örgütlenmesi içinde bunlardan yararlanmayı hedefliyordu. İlgilisi, çoğunlukla Starlink üzerinden bir sisteme giriyor ve buradan benzersiz bir barkod alıyor, kendini kaydettiriyordu.  Bu, devrimden sonra, onlar için bir yargılanmama sigortası olacaktı. Hatta Rıza, "Bu kişilere kahramanlık madalyası vereceğiz” diyordu.

İddiaya göre bu sistem, kamuya duyurulmadan önce, gizli ağlar, bağlantılar aracılığıyla ordu içinde yaygınlaştırılmış ve yandaşlar devşirilmişti. 

Bu sistemin duyurulmasının Rejim'in saflarında da tedirginliğe neden olduğu söyleniyor. Bu nedenle Rejim’in, bir takım sahte siteler kurduğu ve söz konusu kişileri avlamaya çalıştığı söyleniyor.

Rıza’nın, Rejim’in kimi güvenlik güçlerinden yararlanma düşüncesi esas olarak Mehsa Ayaklanmaları'nın belli bir evresinde gündeme gelmiş, bu dönemde muhalefetin öteki kanatlarınca epey eleştiri almıştı. Onun, bu son süreçte, “güvenlik güçlerinden 15 bin kişi sistemimize dahil” oldu diye böbürlenmesi de monarşi yanlılarının saflarında bir sevinç ve böbürlenme gerekçesi olmuştu. 

Başta Iran International ve Men o To adlı kitlesel yayın yapan, Batı, özellikle de İsrail destekli televizyon kuruluşları, bütün bu dönem boyunca, “Şehzade Reza”nın muhalefetin tek öncüsü olduğu düşüncesini yerleştirmek için yoğun bir kampanya sürdürdü. Bu süreçte, aslında hiç de monarşi yanlısı olmayan kimi çevreleri bile ikna etmeye başladı. 

Günler geçmiş ne ABD, ne de İsrail imdada yetişmişti. Gelmeyeceklerdi, anlaşılmıştı. Üstüne üstlük, internet, bazı yerlerde elektrik bile kesilmiş, binlerce insan makineli tüfeklerle katledilmişti. Reza’nın sitemine kaydolmuş 15 bin kişiden haber yoktu. 

Halk korkmuş, her şeyden önce de hayal kırıklığına uğramıştı. Reza, Mehsa Ayaklanmaları’ndan sonra ikinci kez kendini sahneye atmış ve bu kez de sürecin berbat olmasına neden olmuştu. Çünkü ortak mücadele, ortak önderlik sürecinde bir dişli olmak yerine kral olmaya karar vermiş devrimci safları darmadağın etmişti.

Olaylar kanla bastırıldı. Türkiye’de demokrasi bilincinin yüksek olduğu saflardan tutun da kendini sosyalist solda kabul edenlerin bir bölümü bile süreci doğru anlayamadı, değerlendiremedi. Tarihi boyutlara ulaşmış katliamları küçümsedi, ‘Batı propagandası’ diyerek inkar etti. Yani İran halkı bir kez daha “başa döndü”. 

Bana öyle geliyor ki bu büyük hayal kırıklığının sonuçlarını belki hemen göremeyeceğiz ama kısa ve orta vadede mutlaka göreceğiz. İranlı devrimcilerin Mehsa Ayaklanmaları’ndan beri “kendinize güvenin; bizim tek güvencemiz kendimiziz” diyerek gerekliliğinin altını çizdikleri özgüven, belki de bedeli çok ağır ödenmiş olarak, gelip yerleşecek devrimci saflara.